Değerli takipçilerimiz ,
Bu linkte sözde gazeteci müsveddesi Yavuz Nufelin yazısına Asbir Hollanda olarak cevabımız.
Avrupa Sivaslılar Birliği Hollanda Derneğinden Zaruri Açıklama
Sayın Nufel Gazetecilik bu mu?
İnsanların şahsını ve makamını hedef alarak itibar suikastı yapmak mı?
Eleştiri fikre yapılır, insana değil.
İsmiyle hedef göstermek, makamı üzerinden saldırmak gazetecilik değildir; bu, linç kültürüdür.
Ama mesele bundan daha derindir.
Bir derneği ismen hedef aldığında sadece bir tabelayı hedef almıyorsun.
Bir başkanı, bir yöneticiyi, bir kurumu değil…
O tabelenin arkasındaki yürekleri hedef alıyorsun.
Gönül vermiş insanları,
üyeleri,
gönüllüleri,
aidiyet duyan Sivaslıları,
birlik duygusunu,
dayanışmayı.
Ve daha da ötesi:
Tekerlekli sandalye bekleyen bir çocuğu,
Ramazan kumanyası bekleyen bir anneyi,
bir yardım eliyle hayata tutunan hayatları hedef alıyorsun.
Bu bir kuruma saldırı değildir; umut zincirine saldırıdır.
Bu bir yöneticiye saldırı değildir; merhamete saldırıdır.
Bu bir isimle kavga değildir; iyiliğin kendisiyle savaştır.
Yaptığımız bir program üzerinden bizi küçümsemek,
rencide etmek,
çarpıtarak itibarsızlaştırmak ve bunu
sokak kavgası yapan çocuklar gibi piyasaya sürmek;
ne olgunluğa yakışır,
ne şahsiyet taşır,
ne de gazetecilik ahlakıyla bağdaşır.
Ama asıl cevap verme sebebimiz şudur:
Sayın Yavuz Nufel,
bize karşı “madımakçı zihniyet” gibi ağır, itham edici ve toplumu zehirleyen bir dil kullanarak yalnızca bizi değil, bütün Sivaslıları zan altında bırakıyorsun.
Bu ifade bir eleştiri değil, açık bir toplumsal yaftalama ve fitne üretimidir.
Yıllar önce yaşanmış büyük bir acıyı, bir toplumsal travmayı bugün yaşayan insanlara yapıştırmak;
acı üzerinden siyaset üretmek,
yarayı kaşıyarak kimlik inşa etmek,
toplumu karşı karşıya getirmek ne vicdana sığar, ne ahlaka, ne de akla.
Bu dili kullandıktan sonra,
hangi Sivaslının yüzüne bakıp sponsorluk isteyebileceksin?
Hangi vicdanın kapısını çalıp “toplumsal destek” talep edebileceksin?
Bu, eleştiri değildir.
Bu, yüzleşme değildir.
Bu, hakikat arayışı değildir.
Bu, fitnedir.
Bu, toplumu kamplaştırmaktır.
Bu, acıyı araçsallaştırmaktır.
Seni açıkça sükûnete, aklı selime ve sorumluluk diline davet ediyoruz.
Fitneden beslenen dili terk etmeye,
toplumu bölmek yerine onarmaya,
gerilim üretmek yerine iyilik üretmeye davet ediyoruz.
Diyorsun ki:
“STK’lar, Hollandalıların çöpe atmak için para verdikleri engelli araçlarını 500 avroya alıp Türkiye’ye gönderiyor;
tır tır, kamyon kamyon göndererek ülkeyi adeta bir engelli aracı çöplüğüne çeviriyor.
Bir yıl önce gönderilen akülü sandalyelerin kaçı bugün hâlâ sağlam?”
Bu dil gazetecilik değildir.
Bu, haber üretimi değil; algı üretimidir.
Bir STK’nın yıllardır yaptığı yardımı,
binlerce insanın duasını,
mazlumların umudunu
“çöplük” metaforuna indirgemek,
hakikat değil itibarsızlaştırmadır.
10 yıl önce verdiğimiz engelli araçlarının videolarını önüne koysam,
o araçlarla hayata tutunan insanların mesajlarını göstersem,
bu dili sürdürebilir misin?
Bin bir umutla tırların yolunu gözleyen aileleri,
o yardımlarla hayata tutunan çocukları,
anneleri, babaları görmezden gelerek konuşmak
haber dili değil, vicdan körlüğüdür.
Bir derneği değil sadece,
bir umudu hedef alıyorsun.
Bir dayanışmayı.
Bir merhamet ağını.
“Kötülük çoğu zaman bağırarak değil, sıradanlaşarak yayılır.”
Bugün yapılan tam olarak budur:
Sıradanlaştırılmış kötülük,
normalleştirilmiş saldırı dili,
meşrulaştırılmış itibarsızlaştırma pratiği.
Bu haber değildir.
Bu kamu yararı değildir.
Bu ifade özgürlüğü hiç değildir.
Bu, düpedüz karakter infazıdır.
Gazetecilik uyandırır.
Saldırı zehirler.
Hakikat inşa eder.
Linç çürütür.
Bir yardım kapısını kapatmaya çalışan dil,
sadece bir kurumu değil,
kendi insanlığını da mühürler.
Ve son söz:
Sevgili Yavuz,
bu tartışma dili sana yakışabilir,
ama bize yakışmaz.
Bu üslubu başka kapılarda sürdürmeni tercih ederiz.
Biz, Sivaslılar olarak polemikle var olmayız,
kavga diliyle yol yürümeyiz,
gerilimle kimlik inşa etmeyiz.
Bizim yolumuz hizmettir,
bizim dilimiz merhamettir,
bizim tarafımız insandır.
Âşık Veysel ne güzel söyler:
“Beni hor görme kardeşim,
sen altınsın ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz,
sen gümüşsün ben saç mıyım?”
Biz insanı küçülterek büyüyen bir dilin değil,
insanı yücelterek var olan bir anlayışın tarafındayız.
Bu yüzden bu tartışmayı burada kapatıyoruz.
Ne ses yükselteceğiz,
ne seviyeyi düşüreceğiz,
ne de bu dili meşrulaştıracağız.
Bazı kapılar tartışma içindir,
bazı kapılar hizmet içindir.
Biz, hizmet kapısında kalmayı tercih ediyoruz.
Bu gazetecilik değil.
Bu eleştiri değil.
Bu fikir mücadelesi hiç değil.
Bu, umutla savaşmaktır.
Göksel Soyugüzel
Asbir Hollanda Başkanı
info@asbir.nl
+31624877746
